E-posta Adresiniz*
Parolanız
CAPTCHA
Kodu yenilemek için tıklayın
Beni Hatırla
* İşaretli alanların doldurulması zorunludur.
Adınız*
Soyadınız*
E-posta Adresiniz*
Parolanız* (6-10 karakter)
Parolanız* (tekrar)
Lütfen haberdar olmak istediğiniz etkinlikleri işaretleyiniz.
CAPTCHA
Kodu yenilemek için tıklayın
E-Bülten Ayarlarım
Kitap
Tiyatro
Sinema
Diğer
Müzik
Tümü
Sergi
E-Bülten almak istemiyorum
Sinema

İnanç dünyası

-“Silence”ta asıl olarak işkenceci Japon otoritelerin genç rahip Rodrigues’in inancını kırma hamlelerine ağırlık veriliyor. Scorsese, sakin bir üslupla Rodrigues’in yaşadığı içsel hesaplaşmaya odaklanıyor; onun psikolojik baskılar karşısında ayakta kalıp kalamayacağını merkeze alarak, inançlı bir insan açısından kimliğinin temelini oluşturan dininden vazgeçmek zorunda kalmanın ne anlama geleceği üzerinde duruyor. Lakin meseleyi açıkça taraf olarak ele almayı seçmesi filmin etkisini azaltıyor. Dünyanın bir ucundan kalkıp ticaret ve din yoluyla Japonya topraklarını sömürgeleştirmeye yeltenen Batılılara dair eleştirel bir dil kullanmaması, Hıristiyanlığı seçmemiş Japonların hepsini gaddar işkenceciler olarak derinlikten uzak biçimde beyazperdede cisimleştirmesi, Scorsese’nin propagandistlere özgü dar kafalılığa saplandığının göstergeleri. 

Gökhan Gençay

Dünyanın en iyi yönetmenleri arasında sayılan Martin Scorsese, ABD’nin organize suç örgütlerini, sıfırdan başlayıp serpilme süreçlerini de içeriğe dahil ederek, en gerçekçi biçimde beyazperdeye yansıtabileceğini defalarca kez kanıtladı. Ufak tefek hırsızlıklarla suç dünyasına giriş yapan kenar mahalle bitirimlerinin zamanla işleri geliştirip ülkenin en güçlü çetelerini kurmalarını konu edinen “Sıkı Dostlar” ve “Gazino”nun sinema tarihinin başyapıtları arasında yer alması da bunu gösteriyor. Saygınlık kazanmayı amaçlayan gözü kara karakterlerin, yalnızca güçlü olanın hayatta kalabileceği bir cangıla dönüşmüş metropol sokaklarından zirveye tırmanışını ustalıkla ele alan Scorsese, hızlı yükselişlerle dibe vuruşlar arasında sanıldığı kadar fazla mesafenin olmadığını vurgulamaktan da geri kalmadı. Yükseldiği hızla düşen hırslı karakterlerin cirit attığı filmlerinde Amerikan Rüyası’nın boş vaatlerine kapılan sıradan insanların yaşamlarının nasıl değiştiğini gözler önüne serdi. Filmografisi kolay yoldan para kazanma uğruna adım attıkları suç âleminde, faaliyet alanlarının gelişmesi oranında, önceden benimsedikleri zayıf ahlaki kodları bile bir tarafa bırakan, kâr hırsıyla hareket eden işadamlarına dönüşen gangsterlerin hikâyeleriyle dolu.
 
2013 yılında gösterime giren “Para Avcısı”nda köşeyi dönme motivasyonunun insanları ne hale getireceğini tasvir eden Scorsese, hayatın sunduğu her zevki tecrübe etme iştahına sahip, erdemden yoksun karakterleri seyirciye takdim etmişti. Onların bu hale gelmesinde “kazanmayı”, ne pahasına olursa olsun kazanmayı yücelten Amerikan kültürünün oynadığı başat rolün de altını çizmişti. Scorsese, yeni filmi “Silence”da şaşırtıcı bir hamle yapıyor ve farklı sulara, 1600’lü yılların Japonya’sına uzanıyor, Portekizli Cizvit rahiplerin Japon halkını Hıristiyanlığa kazandırmak için katlandığı acılara odaklanıyor. 
 
Yönetmen, Japon yazar Shusaku Endo’nun 1966 yılında kaleme aldığı aynı adlı romandan sinemaya uyarladığı “Silence”ın senaryosunu “New York Çeteleri”nde birlikte çalıştığı senarist Jay Cocks’la birlikte yazmış. 2000’li yılların başından beri Endo’nun romanını beyazperdeye taşımayı kafaya koyan Scorsese, 2017’de muradına ermiş ve çeşitli sebeplerle sürekli ertelenen projesini hayata geçirmeyi başarmış. Lakin bütün bu veriler böylesine büyük bir projenin Scorsese filmografisinde özel bir yer tuttuğu anlamına gelmiyor; “Silence”, yetkin sinematografisiyle dikkat çeken bir Hıristiyanlık propagandası olmanın ötesine geçemiyor, ne yazık ki.
 
1633 yılında geçen bir hikâye içeren “Silence”ın başkarakterleri iki Portekizli cizvit rahip. Sebastiao Rodrigues (Andrew Garfield) ve Francisco Garupe (Adam Driver) adındaki iki genç rahip, zamanında kendilerine hocalık yapmış Cristovao Ferreria’nın (Liam Neeson) Japonya’da Hıristiyanlığı bıraktığını ve Hazreti İsa’yı reddettiğini haber alıyor. Şok edici bu haber karşısında sarsılan ikili, Ferreria’yı bulmak ve meselenin aslını öğrenmek için Japonya’ya gitmeye karar veriyor. Dini yetkililerin Japonya’nın Hıristiyanlığı yaymak için ülkeye giren cizvitler için ölümcül tehlikelerle dolu olduğunu belirtmesi bile onları kararlarından döndürmüyor. Rodrigues ve Garupe, her türlü tehlikeye göğüs germeye hazır, inançlı Cizvitler olarak zorlu yolculuk için harekete geçiyor. İkili, Şintoizm ve Budizm inançlarının egemen olduğu Japonya’da, Batı’dan gelen Hıristiyan rahiplerin büyük tepki çektiğini bizzat deneyimliyor.
 
Rodrigues ve Garupe gizlice adım attıkları ülkede ustaları Ferreira’yı bulmak için seferber oluyorlar. Ancak bu işin umduklarından çok daha zor olduğunu da kısa zamanda idrak ediyorlar. Hıristiyanlığı seçen Japonların yardımlarıyla ücra sığınaklarda barınan, çoğunlukla ortada görünmeden yaşamak zorunda kalan rahiplerin bu koşullarda ustalarını nasıl bulacakları da tam bir muamma. Ülke genelinde Japon savaş lordlarının eline düşen Hıristiyanlar yoğun işkencelere maruz kalıyor, inançlarından vazgeçmedikleri sürece işkence katlanarak artıyor. Nihayetinde Rodrigues ve Garupe de muhatap oldukları köylülerle birlikte Katolik ritüelleri hayata geçirmekle meşgulken yakayı ele veriyor.
 
“Silence”ta bu aşamadan sonra işkenceci Japon otoritelerin genç rahip Rodrigues’in inancını kırma hamlelerine ağırlık veriliyor. Scorsese, sakin bir üslupla Rodrigues’in yaşadığı içsel hesaplaşmaya odaklanıyor; onun psikolojik baskılar karşısında ayakta kalıp kalamayacağını merkeze alarak, inançlı bir insan açısından kimliğinin temelini oluşturan dininden vazgeçmek zorunda kalmanın ne anlama geleceği üzerinde duruyor. Lakin meseleyi açıkça taraf olarak ele almayı seçmesi filmin etkisini azaltıyor. Dünyanın bir ucundan kalkıp ticaret ve din yoluyla Japonya topraklarını sömürgeleştirmeye yeltenen Batılılara dair eleştirel bir dil kullanmaması, Hıristiyanlığı seçmemiş Japonların hepsini gaddar işkenceciler olarak derinlikten uzak biçimde beyazperdede cisimleştirmesi, Scorsese’nin propagandistlere özgü dar kafalılığa saplandığının göstergeleri.       

Buna rağmen Martin Scorsese, iyi bir yönetmenin öncelikle gerçek bir sinemasever olmasının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Filmini farklı janrların etkileşimine açık bir yapıda inşa ediyor. Muazzam atmosferiyle göz kamaştıran “Silence”a özel bir ritim ve enerji kazandırıyor. Seyirciyi diken üstünde tutmanın kendisi için çocuk oyuncağı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Kurgusu ve etkileyici görselliğiyle öne çıkan “Silence”ın usta yönetmenin en iyi filmleri arasında yer alamayacağı kesin olsa da Scorsese’nin imzasını taşıyan her filmin izlenmeyi hak ettiğini unutmamakta fayda var.  

Silence

Yönetmen : Martin Scorsese
Senaryo : Martin Scorsese, Jay Cocks
Oyuncular : Andrew Garfield, Adam Driver, Liam Neeson
Ülke : ABD
Yapım Yılı : 2017