E-posta Adresiniz*
Parolanız
CAPTCHA
Kodu yenilemek için tıklayın
Beni Hatırla
* İşaretli alanların doldurulması zorunludur.
Adınız*
Soyadınız*
E-posta Adresiniz*
Parolanız* (6-10 karakter)
Parolanız* (tekrar)
Lütfen haberdar olmak istediğiniz etkinlikleri işaretleyiniz.
CAPTCHA
Kodu yenilemek için tıklayın
E-Bülten Ayarlarım
Kitap
Tiyatro
Sinema
Diğer
Müzik
Tümü
Sergi
E-Bülten almak istemiyorum
Özer Aktimur

Kuşlar: Bir puzzle'ın parçalarından yeniden...


Yıllarca dış mekânda hoyrat hava koşullarında doğal tahribata uğrayan "Kuşlar - Soyut Kompozisyon" yaklaşık üç yıl önce Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı tarafından izinle yerinden çıkarılıp restorasyon amacıyla korumaya alındı. Alanında usta bir isim olan Yrd. Doç. Özer Aktimur'un ellerine ve bilgisine teslim edildi. Eser, 23 Ekim 2016’ya kadar, SÜ Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde görülebilecek. Ardından asıl mekânı İMÇ duvarına yerleştirilecek.

Ayşegül Özbek
 
Kırk dokuz yıllık bir yolculuğun öyküsü bu aslında. Her İstanbullunun hafızasında yer eden bir eserin başlangıcından bugününe... Yaratıcısının ellerinden çıkıp artık İstanbullularla, kitlelerle buluşan ardından başka bir ustanın elinde yeniden hayat bulan...
 
Türkiye’deki heykel sanatının önemli isimlerinden Kuzgun Acar’ın 1967 yılında İstanbul Manifaturacılar Çarşısı'nın (İMÇ) duvarına yerleştirilen "Kuşlar - Soyut Kompozisyon" eserinden söz ediyoruz. İstanbul'da modern mimarinin öncü yapıları arasında yer alan İMÇ binası için yapılan eser, sanatın kamusal alanda hayat bulması adına da önemli bir özellik taşıyor. Bu noktada İMÇ mimarları, Yüksek Mimarlar Doğan Tekeli, Metin Hepgüler ve Sami Sisa’nın isimlerini de anmak gerekir kuşkusuz. 
 
Yıllarca dış mekânda, hoyrat hava koşullarında doğal tahribata uğrayan "Kuşlar - Soyut Kompozisyon" yaklaşık üç yıl önce Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı tarafından izinle yerinden çıkarılıp restorasyon amacıyla korumaya alındı. Alanında usta bir isim olan Yrd. Doç. Özer Aktimur'un ellerine ve bilgisine teslim edildi.  
 
Kuzgun Acar’ın “Soyut Kompozisyon - Kuşlar” heykeli, 23 Ekim 2016’ya kadar, SÜ Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde görülebilecek. Ardından asıl mekânı İMÇ duvarına yerleştirilecek.
 
Kuzgun Acar'ı öğrencilik yıllarından beri araştıran Aktimur, yaklaşık iki buçuk yıl Seyrantepe'deki atölyesinde eser üzerinde itina ile çalışıyor. "Çok fazla eser restore ettim. Her eser restore edilebilir." diyen Aktimur, İtalya'da Uffizi Sarayı'nın restorasyon laboratuvarında dahi çalışmış. Restore ettiği eserler arasında Abdülaziz'in yaptığı Abdülmecit portresi de var, İstanbul Fener'deki Kırmızı Mektep'in (Fener Rum Erkek Lisesi) duvar resimleri de. "İstanbul'da evlerden inanılmaz resimler, inanılmaz sanat eserleri çıkıyor. Mesela biri arıyor 'Portrem var, yırtıldı gelip bakar mısın?' Gidiyoruz ki içeride milyar dolarlık tablolar, hiç bilmediğimiz eserler varmış. Sergilenmediği için gün yüzüne çıkmamış. Maçka'da bir eve gitmiştim. İçeri bir girdim beş, altı tane Osman Hamdi tablosu var." diyerek gizli kalmış, bilinmeyen değerleri işaret ediyor. 
 
Yrd. Doç. Özer Aktimur ile eğitim verdiği Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Eserlerinin Restorasyonu ve Konservasyonu Bölümü'nde buluşup hem mesleği hem de Kuşlar restorasyonu hakkında merak ettiklerimizi sorduk. 

 - Öncelikle eserin ismiyle başlayalım. Eserin sanatçı tarafından verilen ismi "Soyut Kompozisyon" ama "Kuşlar" diye anılıyor...

İMÇ'deki çalışanların verdiği bir isim Kuşlar. Bildiğiniz gibi İMÇ tekstilciler sitesi. İpliklerin, parça kumaşların yoğun olduğu bir bölge. Heykel bana ilk geldiğinde karşılaştığım görüntü şöyleydi: İMÇ'deki kuşlar dükkânlardan topladıkları iplik parçalarıyla içi boş bir metal konstrüksiyon olduğu için eserin içine yuva yapmışlar. Bu yuvalar çok fazlaydı. Her yerinden ipler sarkıyordu. Ayrıca ölmüş kuş yavruları, iskeletler, samanlar... Sanki bir kuş evi gibi olmuş. Adeta ismiyle bütünleşmişti eser. Hiç böyle bir şeyle karşılaşacağımı ummuyordum. Hiçbir şey atmadım, dökülen pasları bile korudum
 
- Ne amaçla korudunuz?
 
Restorasyon bilinciyle korudum. İyi ki de korumuşum çünkü bununla ilgili bir sergi yapılacağı söyleniyor. Kuzgun'un 40. ölüm yıldönümü aynı zamanda. Eser İMÇ'ye götürülürken teatral bir şeyler tasarlanıyor. Çünkü biliyorsunuz bir dönem tiyatrolara masklar yapmış Kuzgun. 
 
- Siz üniversitede öğrenciyken Kuzgun Acar üzerine araştırma yapmışsınız... 
 
Araştırmak mı?! Hani insanların idolleri olur ya öyle bir şeydi benimkisi... Hatta o dönem yaptığım işler bile benziyordu. Seneler sonra Kuzgun Hoca'nın işinin bana gelmesi, hem heykeltıraş olarak hem de restoratör olarak çok heyecanlandırdı beni. 
 
- Eski bilgilerinizin üstüne eklemeler yapmak zorunda kaldınız mı?
 
Mecburen gerekti çünkü o dönem sanatsal bakıyordum. Daha sonra hem sanatsal hem de restorasyon boyutuyla bakmak zorundaydım. Çünkü o heykel oradan nasıl söküldü, ne olacak, o komplekste sanatçının kaç tane işi var, ne için üretildi?.. O dönemin AVM'si gibi yapılmış bir yerde 7 tane sanat eseri olma zorunluluğu getirilmiş. Bu sanatçılar da Kuzgun Acar, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Füreya Koral gibi isimler. Ciddi bir bütçe ayrılmış. Aslında dış mekânda yer alıp da kurtarılmayı bekleyen çok eser var. 
- Bir eserin dış mekânda ya da iç mekânda olması teknik açıdan nasıl farklılıklar gösterir?
 
Malzemenin dayanıklılığı açısından farklı durumlar. Aslında Kuzgun'un kullandığı malzeme tipi bence çok da dış mekân malzemesi değil. Metal kullanmış. Hatta hurda kullanmış. Ama Kuzgun'un tarzı o. Hurdayla çok çalışıyor. Hurdacılardan topladığı metalleri bir esere dönüştürüyor. Sonuçta bu paslanmaz metal değil. Metalin de bir ömrü var. Taş ya da granit gibi değil.
 
- Karakter olarak da araştırmalarınızda siz neler buldunuz O'nda?
 
İki buçuk yıl sürdü bu iş. Ve altı ayı sadece araştırmayla geçti. Üç kere evlenmiş, ikinci eşi vefat etmiş. Eşleriyle buluştum, hikâyeler anlattılar. Çok keyifliydi o süreç.
Tip olarak da enteresan bir insanmış Kuzgun. Bana ilginç gelen her cuma kalkar şık bir şekilde, grand tuvalet giyinirmiş. Bilirsiniz, heykeltıraşlar üst/baş biraz dağınıktır. 'Hayırdır, nereye Kuzgun?' dermiş eşi. 'İşe gidiyorum...' 'Sen heykeltıraşsın ne işi?' 'İş bağlamaya gidiyorum.' Gidermiş mimarlarla çevresindeki yakın dostlarıyla, iş adamlarıyla görüşürmüş... Yani proje almaya çalışırmış. Haftanın bir gününü mesai gibi bu işe adamış. Hakikaten de her döndüğünde küçük bir projeyle gelirmiş. 
- Bazı az bilinen meslekler vardır. Eser restorasyonu da böyle bir meslek. Türkiye için pek bilinen bir iş kolu değil...
 
Belki kendi hikâyemi anlatınca biraz daha anlaşılır. Ben de Güzel Sanatlar'da heykel okudum. Heykelden sonra yabancı dil öğrenmek için bir yıl İtalya'ya gittim. Daha sonra heykel üzerine master yapıp ilerleyeceğim dedim. Ama sonraları heykel üzerine master/doktora yapınca ne katacak acaba diye düşündüm. Ekonomi değil sonuçta bu meslek. O dönem İstanbul Kültür Sanat Vakfı'ndan bir burs aldım ve Venedik'te bir okul bularak yüksek lisans yaptım. Bitirdim ve o enerjiyle Türkiye'ye döndüm. İlk yaptığım restorasyon yapısaldı. Yani taştı. Baktım Türkiye'de eline mıhı, çekici alan herkes binanın dışını çekiçliyor, bembeyaz yapıyor. Ya da inşaat ustası binayı restore edeceğim diye harçla dolgu yapıyor, mahvediyorlar. Taksim'deki pek çok binada da görebilirsiniz bunu. Birçok bina pasta gibi. Baktım, Türkiye'de bu işi yapamam. Araştırırken Suna-İnan Kıraç Vakfı'ndan bir burs buldum. Floransa'da iki yıl kaldım. Oradaki eğitimimden sonra Rahmi Aksungur Hoca Mimar Sinan'da böyle bir bölüm açmak istiyoruz dedi. 2009 yılında açıldı Sanat Eserlerinin Restorasyonu ve Konservasyonu Bölümü. Ama öğrenci almaya biz üç yıl önce başladık. Mezun bu sene vereceğiz. Şu an 8 hoca var. İki sene önce Cumhurbaşkanlığı'nın eserlerini restore ettik.
 
- Eser restorasyonu Türkiye'de eksik kalan bir alan değil mi? 
 
Sanat Eserlerinin Restorasyonu ve Konservasyonu Bölümü özellikle tablo üzerine başladı. Devlet kurumlarında işleyiş arkasında bir banka ya da büyük bir kurum olmadığı sürece olmuyor. Her şey çok yavaş işliyor. Malzemelerimiz pahalı. Öğrencilerimiz çok heyecanlı. Bölüm genişleyecek tabi. Bizim kadro da genişliyor. Faklı malzemelere de geçiyoruz. 

 - Kuşlar eseri size hangi aşamada ve nasıl geldi? 

Eser olduğu yerden Fatih Belediyesi desteğiyle indiriliyor. Seyrantepe'de bir demircinin atölyesinde altı ay kadar bekliyor. İyi niyetli bir girişim bu, çünkü korumuş oldular aslında. O dönem bizimle temasa geçtiler. Oradan oraya gezdikten sonra en son bana geldiğinde kırk/elli parçaydı eser.
Uzun süre ben Kuşlar'ın eski video görüntülerini, çizimlerini, eskizlerini toparlamakla geçirdim. Hatta Nişantaşı'nda bir balerinin evinde eserin ilk maketini buldum. Elimde bütün, canlı bir şey olmadığı için görüp fotoğrafını çekmem gerekiyordu. 
Video kayıtları, fotoğraflar sayesinde üç boyutlu program kullanarak bunları modelledim. Birçok parça da erimiş. Yani bir puzzle gibi günlerce, aylarca uğraştım. Dış mekânda uzun süre dayanması lazım. Onun için proje geliştirdim. İtalya'daki hocalarımla konuştum. Bunlar tek tek bir araya gelmeye başladı. Bu süreçte Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı'ndan bir komisyon gelip inceliyordu. Malzemelerin hepsinin test edilmiş, geri dönüşümlü malzeme olması önemliydi. 
 
- Restorasyon sanatçının eseri yaratmasından daha mı uzun sürüyor?
 
Restorasyon çok daha uzun sürüyor. Eşinin anlattığı iki/üç ay gibi bir sürede yapmış eseri Kuzgun. İlk esere baktığımda yaklaşık altı ayla bir yıl içinde toparlayabilirim dedim. Ama sonra iş uzadı. Uzadıkça komisyon toplanıyor bilgi veriyordum. 

 - Eser eski yerine gidecek birkaç ay sonra. Müzede kalmasını mı tercih ederdiniz?

Elbette ki eserler sadece müzelerin içine hapsolmamalı. Yurt dışında çok farklı işliyor bu işler. Şehrin pek çok noktasında heykeller görebilirsiniz. Ama tabi bunun belirli bir sponsoru, üstlenicisi var. Periyodik bakımları yapılıyor. Ama Türkiye'de müzede olmadığı sürece heykeller, sanat eserleri ölüyor. Onun için müzelere hapsolmamalı ama dışarıda duracaksa da birinin ya da kurumun bakımını üstlenmesi gerekiyor. Özellikle İtalya'da bankalar bu konuda çok destekçi. Eserleri restore ettirmek için sıraya giriyorlar, inanın. Düşünsenize şehrin göbeğinde bir meydanda bir heykel ve üzerinde reklam hakkı oluyor. 
Umarım İMÇ'deki diğer eserlerin de bakımı, restorasyonu yapılır. 
 
- Daha önceki röportajlarınızda restorasyon etiğinden söz etmiştiniz. Nedir bu?
 
Demin de anlattığım gibi bir esere yeni bir şey ilave etmemek ve geri dönüşümlü malzeme kullanarak restorasyon yapmak. Bu zaten etiğin içindeki bir numaralı kural. Siz eğer bir esere geri dönülmeyecek bir şekilde bir şey ilave ederseniz artık o, sanatçının o dönem yaptığı eser olmuyor. O sanatçının ve müdahale eden kişinin ortak eseri olmuş oluyor. Biz sadece estetik anlamda iyi görünürlülüğünü değil, fiziksel anlamda da daha uzun yaşamasını sağlıyoruz. Bilinen ve test edilmiş malzeme kullanılması çok önemli.
 
- Şu sıralar üzerinde çalıştığınız eserler var mı?
 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin bugüne kadar kullanılmış bütün dekor ve eserleri restore ediliyor. Silahından kıyafetine kadar... Ben de resim ve panolarını yapıyorum. 1908 tarihli resimler var mesela... 
Restorasyon anlamında iş geldiğinde bizim bölüme geliyor çoğu zaman. Sıraya koyduk. Bir an önce öğrenci yetiştirip yapmamız lazım çünkü daha bilinçli, sağlıklı ellerden çıkarsa en azından kültürel değerlerimizi, bu topraklardan çıkan eserleri daha uzun süre yaşatırız. 
05.09.2016